4. Sayı | Gezi Notları |
1473 Defa Görüntülenmiştir
BİR RÜYADIR PRAG
Bazen rüyalarımda, Kafka’dan mektup alırdım, beni evine davet eder, Prag’da Charles Köprüsü’nün orta yerine hazırladığı masa başında birlikte güneşi batırmamız için beklerdi. Her seferinde köprünün girişine kadar gelir Kafka’ya ve hazırladığı o mütevazı masaya ulaşamadan annemin “Ayşe yine okula geç kaldın, uyan artık! “ çığlıklarıyla (seslenme, böyle bir rüyaya müdahale için hafif bir tabir olduğundan) uyanırdım. Yine beceremedim diye yola düştüğüm her rüya sonrası da “Bekle beni Prag!” diye usulca söz verirdim kendime.

Sözümü tutmuş olmanın verdiği hazla, “hayaldi gerçek oldu” hikâyesinin başkahramanı olarak ceplerime doldurduğum çakıl taşlarını şakır şakır döküyorum orta yere. Haydi, yolculuk başlıyor atlayın siz de ceplerime!

Azizim,

Yaz, denizin, güneşin, kumdan kalelerin, buz gibi limonatanın mevsimidir ama gelin görün ki, Prag’da yaz bir başka aromayla tatlandırılmıştır. Dünyanın her bir yanından milyonlarca insan tası tarağı toplayıp, işi gücü bırakıp Eski Kasaba Meydanı’nda zamanı antik bir saatin önünde konserlerle, festivallerle durdurmaya gelmiş. 2011’in bir haziran haftasında ben de oradaydım…

Tesadüflerin Şehri Prag

Bunca yıldır kandırmışlar bizi; Prag diye anlattıkları, bu Avrupa'nın kalbi, sadece bir aşk şehri değil, tesadüflerin de şehriymiş. Onca kalabalığın arasında, yüzlerce hostelin, hotelin içinde seninle aynı odayı paylaşacak, aynı biradan yudumlayacak eski arkadaşına da burada rast gelirmişsin.

“Avrupa Maceralarım ve Ben?” sohbetinin derinliğinde yüzer, yetmezmiş gibi bir de üstüne yan masadaki insanlara hafifçe tebessüm eder ve böylece onları da masana davet edermişsin. Masalar büyür, kahveler tazelenir, sohbetin orta yerinde fark etmeden tüm Avrupa’yı, altında Alâeddin’inin uçan halısı varmışçasına gezer, gün sonunda İstanbullu dostlarını İzmir’deki evine de beklermişsin. Dedim ya, Prag sadece âşıkların değil, yıllarca birbirini görmeyen arkadaşların rast geldiği, aynı dili konuşan, farklı şehirlerde yaşayan insanların yeni arkadaşlığına ev sahipliği edecek tesadüflerin de şehridir.

Ateistlerin Yurdu, Çeklerin Dili Prag

Komünist rejimin Prag’a getirisi ateist bir halk olmuştur, büyük çoğunluk, yüce ilahi bir gücün etkisinden kendini arındırmıştır ancak kapitalist sistemin, memlekete girdiği günden beri kiliseler, katedraller şehrin ana sermayesi, rahipler papazlar pazarlama ekibinin baş pisko(p)ordinatörü olmuş. Hal böyle olunca ibadethaneler-ekmek tekneleri- turistlerin ilgisine günün her saatinde ardına kadar açık kalmış. Adım attığımız her köşe başı kilisede, konser, tiyatro ve ayin etkinliklerine sular seller gibi bilet kesiliyor. Ben konserin hasına meydanın ortasında kilise kızlar korusunu yakalayarak denk geldiğimden biletimi zavallı bir Japon’a hediye ettim ama siz benim kadar şanslı olamayabilirsiniz o yüzden yerinizi ayırtmayı unutmayın.
 
Bir ülke yakın geçmişinde savaşlar görmüşse, hayatta kalmak için komşusuna bile güvenmemişse; o kötü günlerin geçmişte kaldığına, güzel günlerin onları beklediğine bir türlü inanamıyor. Ondandır ki, Prag halkı, her gün aynı savaş sabahına uyanıyormuşçasına biraz agresif başlıyor yeni güne. Turistsin deyip gözünün yaşına bakmıyor, binmek istediğin metronun nereye gittiğini sorduğunda cevap vermeyerek cezalandırıyor sizi. Ahhahh benim memleketimde olsaydık, “Ağabey, şu adrese nasıl giderim?” sorusuna, “Atla ben seni bırakırım.” cevabını alırdım karşılaştırmasına gitmemenizi şiddetle tavsiye ederim. Bu insanların mizacı bu deyip kabul etmek gerekiyor. Üzerlerine çok gitmek yerine yüzlerine gülümsemek, pozitif elektrik vermek en hümanist yaklaşımdır. Bu davranış, daha sonra süpermarket kasasında eksik çıkan paranıza göz yumulmasında çok etkili oluyor, benden söylemesi.

Sanat, Edebiyat, Resim içinde Bir Prag

Meydanda, hemen köşe başında, bembeyaz yazlık elbisesi içinde elindeki kemanın sesi ara sokaklarda dolaşan bir kadın vardır. Prag’a yolunuz düşerse deyin ki ona: “ Hala müziğinin tınısı kulaklarımda, ruhumu dans etmeye çağıran, bedenimi okşayan kemanına ve sadeliğine, gittiğim her şehirden, kart atıyorum içine de kalpcikler ekledim. Her birini saklasın güzel günlerin anısına.”
Charles Köprüsü’ne yolum bir daha düşerse oturacağım orada, ressam amcanın önüne, tualin ardına: “ Resmet beni, Prag Hatırası diye de ekle, altına da saati, tarihi yaz, memlekete götürüp, koyacağım salonun ortasına. Bana seni hatırlatsın, güneşin batışına götürsün beni” diyeceğim…

Opera salonların doluluğuna, tiyatro izleyicilerinin çokluğuna, müzelerin, sanat galerilerinin kalabalıklığına, konserlerin coşkusuna alışık Prag halkı. Sanat bu şehir de öyle capcanlı ki, hayranlığımı hiç gizlemeden imrenerek bakıyorum dört bir yanıma.
“Sokaklarda yürürken Kafka’nın evine düşse de yolum bir tas çorba istesem” hayalim her sokağın birbirine benzemesinden ve her binanın tarihi bir iz taşımasından ötürü bulamadığımdan gerçekleşemedi ama arnavut kaldırımlı taş sokaklarda Mozart hep benimle birlikteydi. Prag halkı onu bağrına bastığından ötürü çok severmiş Prag’ı, ben de Mozart’ı sevdim bembeyaz peruğu ve çapkın halleriyle Prag sokaklarında…

Evler, Nehirler, Heykeller arasında Prag

Bir kere daha anladım ki, bir şehre hayat veren şehrin ortasından geçen nehirdir, kıyısında bekleyen, dalgalarıyla şehri okşayan denizidir... Bu kalp sadece elinde kemanıyla sokak kenarında ruhu uyandıran kadının bozuk paraları toplayan şapkasında atmıyor, yemyeşil ormanlara giden nehri takip ettiğinizde bir bebeğin doğduğuna şahit oluyorsunuz bu şehirde.
 
Diyeceğim o ki, bu şehir bir günle bitecek kadar küçük değildir, bilhassa bir düzen içinde keşfinize, Prag Kalesi ile başlarsanız, şehrin ayaklarınızın altında süzülmesiyle mest olup bir an evvel bu şehre karışmalıyım diye heveslenebilirsiniz.

Sözün sonu, rüyanın başı derken kısaca;

Prag, gördüğüm en görkemli şehir; kalabalık gün ve geceleriyle…

Prag tanıdığım en renkli şehir; sabahın 4'ünde bile size eşlik edecek tramvay yolcularıyla karşılaşabilirsiniz,

Prag, unutmayacağım en eğlence düşkünü şehir, Eski Kasaba Meydanı'nda ki konserler, nehir üzerinde hareketli bot partileri, home-made biranın mekânı... Buranın insanları sadece eğlenmek için dünyaya gelmiş olmalı hissiyatım hala içimde saklı,

Prag, bildiğim, Orta Avrupa'nın tam ortasında beni yeni keşiflere gönderen özgür ruhumun tatlı kahramanı bundan sonra. Prag'dan Dresden'e giden trende hayallerim daha da büyüdü...

Ben yazarken daha çok keşfetmeniz için ara sokakları boş bıraktım, rahat rahat gezin, dolaşın ve keşfedin diye...

Gün batımında Charles Köprüsü'nü odağına alan bir kartpostal bulursanız bir tane de benim için alın ve ardına günün tarihini atıp imzanız ile gönderin...

Keyifli keşifler...
Ayşe Kavas
Kavas.ayse@gmail.com
Diğer Makaleler
 » “DÜNYA GÜZELİ” VAN KEDİSİ
 » 2012 yılı Türkiye'de Çin Kültür Yılı
 » BELÇİKA LEZZETİ – 2012 GASTRONOMİ YILI
 » Ercanlar Otomotiv’den üst segment araçlara özel hizmet
 » EUROVISION’DA YENİ YÜZÜMÜZ – CAN BONOMO
 » FARKLI ZEVKLERİN BULUŞMA NOKTASI: TURİZM CENNETİ ALMANYA
 » GEÇMİŞTEN GELEN SES!
 » KAPALIÇARŞI’DAN DÜNYAYA
 » KÜLTÜR BAKANLIĞI TANITMA GENEL MÜDÜR YARDIMCISI İBRAHİM YAZAR
 » MEDENİYETLERİN VE İNANÇLARIN BAŞKENTİ HATAY
 » Meşhur tabloların hikâyeleri MODIGLIANI
 » Mor Sümbül Mü Yoksa Karanfil Mi ?
 » PERİLER DİYARI KAPADOKYA’NIN BAŞKENTİ GÖREME
 » PTT GENEL MÜDÜRÜ OSMAN TURAL
 » Türkiye tanıtımında sivil seferberlik
 » TUTAP GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGE VE GAZİANTEP İL TEMSİLCİLİĞİ
 » WORLD TRAVEL CHANNEL İLE TURİZMDE YENİ BİR SOLUK – DEMET SABAN
 » YEŞİL İNCİ DOĞADAN GELEN MUCİZE BİTKİ ..YEŞİL ÇAY..
 » YUDUM “ CANIM TÜRKİYE’M” KLİBİ İLE TÜRKİYE’Yİ TANITA
Birincidergisi.com'da yer alan kullanıcıların oluşturduğu tüm içerik, görüş ve bilgilerin doğruluğu, eksiksiz ve değişmez olduğu, yayınlanması ile ilgili yasal yükümlülükler içeriği oluşturan kullanıcıya aittir. Bu içeriğin, görüş ve bilgilerin yanlışlık, eksiklik veya yasalarla düzenlenmiş kurallara aykırılığından Birincidergisi.com hiçbir şekilde sorumlu değildir.

Copyright © 2000-2012 Birincidergisi.com