3. Sayı | Röportaj |
1829 Defa Görüntülenmiştir
Dizilerden Daha Büyük Tanıtım Düşünemiyorum
 Eski bir Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı veya çalışanı olarak sektörle hala bağımızın devam etmesi benim için de sevindirici. Tabii televizyon da, bir yönüyle bunun dışında değil. Özellikle son yıllarda tematik yayıncılık anlamında yayın hayatına başlayan kanallarımızla birlikte turizme ciddi katkıda bulunduğumuzu düşünüyorum. Bana bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür etmek istiyorum.
 
TRT son yıllarda gerçekten büyük gelişmeler gösterip yeni kanallar, yeni izleyici kitleleriyle çok büyük hedeflere ulaşmaya başladı. Peki bu elde edilen sonuçlar beklentileri karşıladı mı, yeni kanalları gündeme getirdi mi?
 
Ocak ayı itibariyle TRT’de dördüncü yılı tamamlayacağım. Çok iyi oldu ve dört dörtlük tamamladık, ikmal ettik, yapılabileceklerin en iyisi buydu dersek doğru olmaz. Her zaman her şeyin daha iyisi yapılabilir. Ama biz bürokratlar olarak genellikle yaptığımız şeyi teknik detaylarıyla uzun uzun anlatmayı çok severiz.
 
Ayrıca; televizyonun teşhirci bir özelliği var bu yönüyle diğer kamu hizmetlerinden farklı.  Eğitim,  sağlık veya turizm hizmeti gibi alanlarda ancak hastaneye, tatile ya da okula gittiğinizde hizmet kalitesini anlayabilirsiniz. Fakat televizyonculuğun şöyle bir özelliği var, herkesin her akşam evindesiniz ve her zaman görünmeye açıksınız. Dolayısıyla gizlemek mümkün değil. Yapılanları izleyicilerimiz görüyorlar. İşte ne ölçüde başarılı ya da başarısız diye esas notu şüphesiz onlar veriyor.
 
Bu konuda kısaca değerlendirme yapmak isterim. Sadece bizim tespitimiz olarak değil fakat izleyicilerimizden gelen tepkilere göre de TRT son dört yıl içerisinde hakikaten ciddi bir değişim gösterdi. Onların takdirleri ve eleştirilerinden hareketle bunu söylüyorum. Fakat bunun ulaşılması gereken nihai nokta olduğunu söylemek mümkün değil. Elbette ki her alanda olduğu gibi bu alanda da yapılacak birçok şey var. Ama benim de görevde bulunduğum yaklaşık 4 yıllık süre içerisinde esas itibariyle yapmaya çalıştığımız ve bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz şeylere kısaca bir bakacak olursak, 3 ana başlık altında bunları toplamak mümkündür diye düşünüyorum.
 
Birincisi kurumsal yeniden yapılanma. Kurumun daha önce 1980’li yıllar da çıkmış bir kanunu vardı; 2954 Sayılı Kanun. Televizyon anlamında tamamen tek kanallı yapıya göre dizayn edilmiş bir TRT Genel Müdürlüğü; dolayısıyla da yapım ve yayının iç içe geçtiği, sorumlulukların belirlenmediği bir kurum yapısı vardı. Bu yapının yenilenmesi ve daha yönetilebilir, daha etkili bir idari yapının, kurumsal organizasyonun yapılanmasına yönelik çalışmalar yürütüldü. Esas itibariyle bu çalışmalar izleyicilerimizi fazla ilgilendirmiyor, ancak, bu çalışmaların, bu tür etkinleştirmenin sonucunda ortaya çıkan program ve yayın kalitesi izleyicilerimizi ilgilendiriyor. Ama bu takdir edersiniz ki ciddi bir kurumsal dönüşüm, ciddi oranda zaman ve enerji alacak bir çabaydı. Onu gerçekleştirdiğimizi düşünüyorum. Kurumsal değişikliğin sonuçları bundan sonra ekrana yansıyacaktır.
 
İkincisi, teknolojik altyapının yenilenmesi ve çağdaş yayıncılığa uygun hale getirilmesiydi. Bu, stüdyolardan kullandığımız kameralara, ses ve ışık sisteminden görüntü aktarımına, vericilere, kaliteli resim almaya, izleyicilerimize kaliteli görüntü sunmaya kadar aşağı yukarı bütün teknik alt yapının yenilenmesidir.
 
Üçüncüsü ve izleyicilerimizi asıl ilgilendiren de tabii ki onların gördükleri ekranlarımızdı. Bu konuda da şunu söyleyebilirim ki TRT hakikaten çağdaş yayıncılığın gereklerini ve ilkelerini yakalayan bir yayın anlayışı benimsemiş ve tematik yayıncılığa geçmiştir. 2954 Sayılı TRT Kanunu’nda TRT yayınının hedef kitleleri vardı ve bu hedef kitlelerine uygun yayın yapmak durumundaydı. Söz gelimi, yayınlarımızın belli bir oranda kadınları, belli bir oranda çocukları, belli bir oranda gençleri hedef alması gerekiyordu. Bunun sonucu söz gelimi belgeselle başlıyorsunuz, sonra diziye geçiyorsunuz, sonra habere geçiyorsunuz, sonra gençlik kuşağına; yani hedef izleyici grubunun sürekli değiştiği bir yayın akışı söz konusuydu. Oysa özellikle 1990 yılından sonra bildiğiniz gibi Türkiye’de özel kanalların yayın hayatına başlaması ile birlikte artık bütün toplum kesimlerine hitap eden yayıncılık anlayışı biraz terk edilmişti. Dünyada da bu şekilde bir seyir izledi. Bunun yerine biz hem kanunun bize yüklediği görevler, hem de izleyicilerimizin tercihlerine ve ya taleplerine uygun olarak belgesel kanalı başta olmak üzere, müzik, çocuk, haber gibi tematik kanallar oluşturduk. Doğrusu bu anlamda da olumlu tepkiler aldığımızı düşünüyoruz.
 
Nitekim TRT bir anlamda standart belirleyen bir kurum olmalıydı yayıncılık anlamında. Bunu kısmen gerçekleştirebildiğimizi düşünüyorum. Evet, 1990 yılına kadar TRT başka rakip olmadığı için sektörün öncüsüydü zaten. 1990 yılından sonra özel kanallar yayın hayatına başladılar. TRT bu dönemde kendini konumlandırmak konusunda biraz bocaladı. Yani özel kanalların yayın akışına, yayın profiline uygun bir yayın mı yapacak yoksa eskiden getirdiği geleneklerine uygun bir yayın anlayışı mı sürdürecekti? Dolayısıyla piyasanın, sektörün gerisine düşme durumuyla karşılaştı. Oysa şimdi sektörü yeniden yakalayıp öncü konumuna geçmenin telaşı ve çabası içerisinde… Bunu bir yıkıcı rekabet olarak algılamayın, biz hiçbir zaman özel sektörde yayın hayatını devam ettiren kanallarla rekabet içerisinde olduğumuzu söylemedik, öyle de değiliz, öyle de olmamamız gerekir ayrıca. Sözgelimi genel izleyiciye, aileye yönelik yayınları ya da daha somuta getirirsek bir diziyi herhangi bir özel kanalımız daha iyi yapıyorsa, biz bunlar gibi yapacağız anlayışı içerisinde olmamamız lazım. Çünkü biz nihayetinde kamu kaynaklarıyla finanse edilen bir kurumuz. Bizim onların eksik bıraktığı, yapılması gerektiğini düşündüğümüz hususları yerine getirmemiz lazımdı. Bu anlamda standart koyan kurum olmamız gerektiğini söylüyorum. Yani bir çocuk kanalı nasıl olmalı, bir çocuk programı nasıl olmalı, bunun standartlarını koyabilmeliyiz. Diğer kanalların da taklit edeceği ve evet buymuş diyerek benzerlerini yapacağı programlar üretmeliyiz. Geçmiş dört yıllık süre zarfında baktığınızda TRT bu anlamda ciddi bir sürece girmiştir. Sonuçlarını tam olarak aldığımızı söylemek mümkün değil ama bu süreci yakalamıştır ve bundan sonra da  yayıncılık anlamında standartları koyan kurum haline gelebilecektir.
 
Anladığımız kadarıyla TRT kendi içinde büyük bir gelişme yaşamakta ve bu çarpan etkisi Türkiye’de görülmekte. Peki diğer devletlerin devlet yayın organlarıyla karşılaştırma yapacak olsak onlarla hangi düzlemdeyiz?
 
Biliyorsunuz ben aynı zamanda dünyadaki en büyük yayın birliği olan Avrupa Yayın Birliği, EBU’nun Yönetim Kurulu üyesiyim. TRT olarak biz EBU’nun kurucu aktif üyelerinden birisiyiz ki dünyada şu anda 56 ülke ve 75 aktif üyesi bulunan bir kurum EBU. Dolayısıyla dünyadaki gelişmeleri de yakından izleme fırsatımız var. Bu vesileyle bizzat tartışmaların içinde de yer almış oluyoruz.
 
TRT’nin son zamanlarda ortaya koyduğu yayıncılık anlayışı diğer ülkelerdeki kamu hizmeti yayıncılığı anlayışıyla kıyaslandığında hem finansman yapısı hem de ortaya koyduğu yayıncılık itibarıyla gıptayla bakılan bir durumda olduğunu söyleyebilirim. Bildiğiniz gibi batı Avrupa dahil olmak üzere ülkeler ciddi bir ekonomik kriz içerisinde. Kamu hizmeti yayıncılarının ana finansman kaynağı her zaman için ve bütün ülkelerde kamusal fonlardır. Yani halktan toplanan paralardır. Dolayısıyla bu ekonomik krize paralel olarak onlar da ciddi bir fon sıkıntısı içerisindeler. Geldikleri seviye itibarıyla daha geriye gitme, bulundukları seviyeleri koruyamama durumuyla karşı karşıyalar. TRT’de bunun tam tersi bir süreç oluyor. TRT’de hem finansman anlamında bir sıkıntı çekmiyoruz hem de yayıncılık anlamında sürekli ileriye giden bir pozisyonumuz var. Bu da gıpta ile bakılan ve izlenilen; daha doğrusu dikkatle takip edilen bir kurum haline getiriyor TRT’yi. Batı Avrupa dahil diğer ülkelerin kamu hizmeti yayıncıları; özellikle Balkanlar, Kafkaslar gibi yakın çevremizde bu daha çok ortaya çıkıyor ve ön plana geçiyor. TRT’nin bir takım oluşumlara öncülük ettiği yapılar kurulmaya başlanıyor. Bunu da bizim geldiğimiz seviye açısından sevindirici bir durum olarak söylemek mümkün.
 
Aslında konuşma tarzınızdan da bu güzelliklerden bahsederken ne kadar heyecanlandığınız belli oluyor. Peki sizlerin bu emeğini karşılayacak kadar, yurtdışındaki seyirci kitlesini genişletmek ya da yakalayabilmek adına tanıtım çalışmaları yürütülüyor mu?
 
Tanıtım önemli bir husus. Başta da belirttiğim gibi, daha önce Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda da çalışmıştım. Bizim son zamanlarda ülke olarak başarılarımızdan birisi turizm alanındadır. Belli modelleri burada da uyguladık. Tanıtım sadece televizyon yayıncılığının ulaşması ile sınırlı değil. Bildiğiniz gibi sadece TRT değil bütün sektörde Türkçe yayın yapılıyor. Sadece TRT’de son zamanlarda bir Kürtçe bir de Arapça Kanal yayın hayatına başladı. Ancak bir takım programları biz Turizm ve Belgesel Kanalı’nda alt yazıyla çoklu dil seçeneği ile veriyoruz. Yani belgesel kanalımızdaki bazı programlara isteyenler Fransızca, Rusça, İngilizce dillerinde de ulaşabiliyorlar. Ama tüm yayınlarımızın böyle olduğunu söylemek henüz mümkün değil. Esas itibariyle oradaki tanıtımı, ülke tanıtımını güçlendiren husus bizzat televizyon yayınlarından çok, yayınlar sonucu ortaya çıkan yapımların yurt dışı ülkelere pazarlanması. Bu, tanıtıma en büyük katkıyı sağlayan hususlardan birisi.
 
2008 yılında göreve başladığımızda ve ilk televizyon program marketine gittiğimde gördüm. Televizyon marketlerinin en büyüğü Cannes’da biri Ekim biri Nisan ayı başında ya da Mart sonunda olmak üzere her yıl iki defa yapılan MIPCOM’du. TRT’nin çok küçük bir standı vardı ve burada sadece TRT’den gidenler değil sektörün diğer temsilcileri de daha çok program ve format satın almaya yönelik görüşmelerde bulunurlardı. TRT dışında Türkiye’den başka bir firmanın da standı yoktu. Bizim arkadaşlar da daha çok program ve format satın almaya yönelik olarak o standı kullanıyorlardı. Bu seneki, yani yaklaşık bir ay önceki MIPCOM’da; İstanbul Ticaret Odası aynen bizim turizmde yaptığımız gibi şemsiye stand oluşturdu. Bu benim önerimdi. Bu da biraz turizmdeki başarımızdan hareketle yaptığımız bir çalışmaydı doğrusu ve bütün televizyon kanallarının ve bağımsız yapımcıların ürünlerini pazarlayacakları bir şemsiye stand oluşturdu İTO. Biz hem TRT standını daha geniş, daha güzel hale getirdik; hem de İstanbul Ticaret Odası’nın standı içinde çocuk kanalımızla yer aldık. Burada standın oluşturulmasının sonucu nedir? Türkiye’de üretilmiş programların yurt dışına daha fazla satılması ve pazarlanması. Bundan daha büyük bir tanıtım da ben düşünemiyorum. Balkanlar’a, Doğu Avrupa’ya, Orta Doğu’ya baktığınızda ki Orta Doğu epey zamandır bunun etkisindeydi, Türk dizi filmleri ile bir takım program formatlarının artık oralarda yayınlanmaya başladığını ve taklit edildiğini görüyorsunuz. Özellikle Balkanlar’la bizim çok yakın ilişkilerimiz var. Türkçe öğrenme isteğinin büyük ölçüde arttığı söyleniyor.
 
Eğer hikaye kabul etmezseniz çok küçük bir anekdot anlatmak isterim. Avrupa’nın önde gelen yayıncı kuruluşlarının tamamının genel müdür ya da genel müdür yardımcısı seviyesinde temsilcilerinin olduğu bir birlik olan EBU’nun en son Yönetim Kurulu Toplantısı’nda RAI’nin Genel Müdür Yardımcısı Capone’un henüz üniversitede öğrenci olan oğluna iki alternatif sunmuşlar; Londra’ya mı gitmek istersin İstanbul’a mı diye, İstanbul’u tercih etmiş. Ben şaşırdım diyor. Eskiden çocukların yönelimi hep Londra’ya gitmek olurdu, şimdi İstanbul’u tercih ediyorlar. İnsanlar daha çok İstanbul’a, Türkiye’ye gitmek istiyor. Nasıl başardınız bunu, ne yapıyorsunuz diye sordular.
 
Benim bildiğim Avrupa’da Türk dizilerinin başarısı konusunda 7 tane doktora çalışması yapılıyor. Bu daha da gelişecek tabii ki, yalnız dizi değil diğer program formatlarını da satan bir ülke haline geleceğiz. Burada turizme tanıtıma bundan daha büyük bir katkı düşünemiyorum doğrusu. Mekânların görülmesinden kültürün sunulmasına kadar. Bir de enteresan bir şey var, Balkanlar’da yayınlanan Türk dizileri dublaj yapılmadan yani kendi dillerine Sırpçaya, Boşnakçaya çevrilmeden, altyazıyla ve orijinal Türkçe sesiyle veriliyor. Zaten oralarda geçmişten gelen birçok ortak kelime kullandığımız düşünülürse kulak aşinalığı artıyor ve Türkçe kurslarına olan talepler de artıyor. Bunun da ülke turizmi açısından, bugün büyük katkı sağlayan ve gelecekte de sağlayacak bir imkân olduğu düşünüyorum.
 
Daha önce bize bahsettiğiniz bir İngilizce kanal projesi vardı. Rica etsek bu projeden bahsedebilir misiniz?
 
Dünyaya baktığınızda birbirini destekleyen konular; turizm ve yayıncılık. Birbirine ülke tanıtımı anlamında destek olan faaliyetler. Hakikaten iddiası olan bütün ülkelerin kendi seslerini dünyaya artık ortak bir dil haline gelen İngilizce duyurdukları bir yayıncılık anlayışından bahsetmek mümkün. En doğudan alalım, Japonya’nın NHK World İngilizce haber kanalı, Kore’nin Arirang ve ayrıca KBS World diye başka bir İngilizce kanalı, Çin’de bildiğim kadarıyla CCTV’nin 2 İngilizce kanalı, İngilizce’de en önde gelen haber kanallarından biri haline gelen El-Cezire; diğer tarafa, İran’da IRIB’in yine 2 İngilizce kanalı, Rusya’da Russia Today diye bir 24 saat İngilizce kültür sanat haber kanalı, batıda en tutucu Fransızlar’da bile 24 saat İngilizce haber kanalı var.
 
Artık dünyada olup bitenlerin hepsinin servis edildiği büyük haber ajansları mevcut. Fakat izleyiciler haber ajanslarından gelen standart haberlerle yetinmek istemiyorlar. Bizim de kafamızı kaldırıp oralarda bizi ilgilendiren yanıyla nelerin olup bittiğine bakmamız gerekiyor. Haber kanalları aynı haberi bazen kullansalar bile haber dizilişlerini, haberin dilini farklılaştırıyorlar. Birisinde birinci haber olan bir haber konusu diğerinde sonuncu haber olabiliyor. Ülkeler kendi ilgisine göre dünyadaki haberleri duyuruyorlar.
 
Ayrıca; bizde içe çok kapanmışlık söz konusuydu. Esasen biz biraz bunu TRT Türk Kanalı ile yıkmaya çalıştık. Dünyada daha önemli başka hadiseler de oluyor. Oralarda iş yapan Türk işadamlarının da neler olup bittiğini bilecekleri, etraflarına bakabilecekleri ufuk açıcı bir kanal olarak düşündük. İngilizce haber kanalı üzerinde yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Ümit ediyorum en kısa sürede iddialı bir şekilde yayına başlayacak. Dünyaya, yine dünya olaylarını sadece Türkiye’den değil, aynı zamanda Türkiye’nin bakış açısı ile sunabileceği bir kanal haline gelecek. Bunun da tanıtım anlamında çok büyük katkısı olacağını düşünüyorum doğrusu. Önyargıyı, insanların zihnini değiştirmenin en kolay yolu biliyorsunuz ki sahip oldukları bilgiyi değiştirmek. Bunu yapabilmenin en etkili yolu da televizyon yayıncılığıdır diye düşünüyorum.
 
Tüm bunların yanı sıra yeni medya, sosyal medya gelişiyor. Orada da şimdiden bir takım şeylerin yapılması lazım ama şu anda konvansiyonel olarak geçmişten beri devam eden televizyon yayıncılığının hala çok etkili olduğunu düşünüyorum.
Multimedya
ZEYNEL KOÇ
Diğer Makaleler
 » BURASI KUZEY KIBRIS
 » ABD'Lİ UDİ SCOTT WILSON
 » ALTINOLUK
 » ANTALYA
 » Azerbaycan
 » Çölde Teknoloji Raksı
 » Devlet Hava Meydanları Genel Müdürü Sayın Orhan Birdal
 » GOYA
 » İnanç Rotası
 » Kartpostal Şehri Amasya
 » Kına Gecesi
 » Orhan GENCEBAY
 » SCHAUİNSLAND-REİSEN
 » T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdür Yardımc
 » Turizim de 2012 Hedefleri
 » Turizm Cenneti Belek
 » TÜRK DAMAK TADINI VE YEMEKLERİNİ ORTADOĞU PAZARINA SUNAN KİŞİ
 » Türkiye'nin en fazla nüfusa sahip BİRİNCİ ilçesi
 » Türkiyeyi karış karış gezen büyükelçi
Birincidergisi.com'da yer alan kullanıcıların oluşturduğu tüm içerik, görüş ve bilgilerin doğruluğu, eksiksiz ve değişmez olduğu, yayınlanması ile ilgili yasal yükümlülükler içeriği oluşturan kullanıcıya aittir. Bu içeriğin, görüş ve bilgilerin yanlışlık, eksiklik veya yasalarla düzenlenmiş kurallara aykırılığından Birincidergisi.com hiçbir şekilde sorumlu değildir.

Copyright © 2000-2012 Birincidergisi.com